“Yayıncılıkta yerellik zenginliktir” – Tamer Adanalı

 

Tamer Adanalı yurt dışında yaşayan başarılı Kıbrıslı Türklerden sadece birisi. Meditasyon eğitimleri nedeniyle bir tesadüf sonucu tanıştık. Böylece, Adanalı soyadını taşımasına rağmen bir adalı olduğunu öğrendim. Üstelik ortak yanlarımız da vardı. Kendisi çok başarılı bir radyo program yapımcısı ve sunucusuydu.  Yıllardır Ankara’da TRT Radyo’da sürdürdüğü kariyerini ve meditasyona olan ilgisini benimle paylaştı.

“Hayatım tesadüfler üzerine kuruldu”

Kıbrıs’ta dünyaya gelen Tamer Adanalı, 17 yaşında üniversite eğitimi için Ankara’ya gitmesiyle birlikte kendisine bambaşka bir yol çizmiş oldu.

“Ankara’da ekonomi eğitimi aldım. Çok da başarılı bir öğrenci olduğum söylenemez. Daha sonra meslek edineceğim işleri o yıllarda yapmaya başladım. Okula ilgim fazla değildi. Mezun oldum ama mesleğimi yapmayı denemedim bile. Bütün hayatım tesadüfler üzerine kuruldu. Hiçbiri planlanmış, hedeflenmiş değildi. Bu durum zorlukları da beraberinde getirdi. Böyle durumlarda hayatınızda istikrar olmaz. Sürekli mücadele etmeniz gerekir. Pek çok şeye yeniden başlarsınız bunun yanında zengin de bir geçmişiniz olur.”

“Yayıncılıkta yerellik zenginliktir”

Çalışma hayatına ilk kez 1986 yılında konser organizasyonları ile başlayan Tamer Adanalı, müziğe ilgisinin ortaokul yıllarında Eros Plak sayesinde başladığını söylüyor. Bize eski Lefkoşa’yı hatırlatıyor.

“Konser organizasyonu yaparak çalışma hayatına atıldım. Şuanda İstanbul’da yaşayan çok önemli müzisyenlerle yakın dostluğumdan kaynaklanan bir işti bu. Türkiye’de bu iş o yıllarda çok da profesyonel değildi. Benim de hiç tecrübem yoktu ama gerçekten yapabilmek için çabaladım. İlk konser organizasyonum  büyük ses getirdi. Böylece bu işi yapmaya başladım. Zaman içinde festivaller de düzenledim. 1980’li yıllarda zaten Türk pop ve rocku henüz yoktu. Ben daha çok yerel rock gruplarına organizasyonlar yaptım. Şuanda bu kişiler çok önemli müzisyenler. Mesela Alper Erinç… Tüm Teoman, Candan Erçetin, Yaşar albümlerini yapan isimdir. Benim de ilk kez çalıştığım grubun kurucusudur. Bilkent Festivalini ben başlattım ve 1990’lı yıllara kadar böyle devam etti. Daha sonra Erkin Koray ile çalışmaya başladım. Yonca Evcimik çok ünlüydü, ona konserler yaptım. Benim çok tarzım değildi ama para kazanmam gerekiyordu. Böylece Kıbrıs’a dönme fikrinden de tamamen vazgeçerek, Ankara’da yaşamaya başladım.”

Organizasyonların ardından dönemin en önemli iletişim aracı olan radyo, Türkiye’de açılan özel radyoların ardından onun için bir mesleğe dönüşü.

“Radyoculuk yapmaya başlamam da tesadüf sonucu oldu. 90’lı yılların başında organizasyon işleri zora girmişti. Radyoculuk ise çok yeni bir meslekti. Ankara’da kurulan üçüncü radyo olan Radyo Net’te çalışmaya başladım. 90’lı yıllar radyoculuğun altın yıllarıydı. Yapılan iş anlamında değil ama ilgi inanılmazdı. Bugün en gözde radyocuları bir araya getirsek bir istasyon kursak, öyle bir ilgi yakalayamayız. Hiç durmadan gelen telefonlar, fakslar, mektuplar…Orada yöneticiliğe kadar yükseldim ve genel yayın yönetmeni oldum. Çok başarılı bir yerel radyo yarattık. Bana göre yayıncılıkta başarı yerellikte gizlidir. Yerellik zenginliktir. İnsanlar bunu gözden kaçırırlar. İzleyici, dinleyici ile samimi ilişki kurmak için yerellik gerekir. Ben de bunu tümüyle kullandım. Ankara’da nasıl ki tüm buluşmalar Kızılay’da veya Kuğulu Park’ta yapılır. Yayıncılıkta da aynı ortak noktada buluşmak gerekir. Dinleyici bilmeli ki, bu yayın da hayatı benim gibi yaşıyor, algılıyor.”

Her zaman çok çalıştığını söyleyen Tamer Adanalı, Türkiye’nin en önemli şirketlerinden biri olan Mydonose Grup’da çalıştığını anlatıyor.

“Geçmişe baktığımda fark ediyorum ki Kıbrıs’ta yaşadığım yıllarda sürekli takip ettiğim BFBS radyosu  (British Forces Broadcasting Service) beni çok etkiledi. Türkiye’de de 90’lı yılların başında özel yayıncılık yoktu. 1998 yılından itibaren kariyerime Mydonose Grupta devam etti. Grup Radyo ile başladı, Mydonose Showland olarak Türkiye’nin en büyük gösteri merkezine dönüştü. Bunu dergi takip etti. Ben de orada proje müdürü oldum. Artık her şey çok profesyoneldi. Dünya çapında organizasyonlar yapıyorduk. İllüzyonist David Copperfield ilk organizasyonumuzdu.  Güzel ve Çirkin, River Dance müzikalleri ve büyük konserler yaptık. Anadolu Ateşi tamamen Mydonose grubun bir projesi olarak başladı. Bu süreçlerin bir kısmında bende yer aldım. Vizyonumu geliştiren, keyifli bir işti. Tüm bu yenilikleri Türkiye’ye getirmek önemliydi.”

“Radyocu olarak ilk yayınımı TRT’de yaptım”

İlginçtir radyocu olarak ilk yayınını TRT’de yapan Tamer Adanalı,   TRT’nin ‘talk radio’ projesi olan Kent Radyo ile Türkiye’de bir ilke imza atıldığını anlatıyor.

“Talk Radio, içinde müziğin çok az olduğu, tümü ile konuşmaya dayalı olan  yerel şehir radyolarıdır. Şehirlerin sözlü tarih bu kurumlardan oluşur, her şehrin önemli kişileri ressam, müzisyen, mimar, yazar, proje yöneticisi, doktor gibi kişiler konuk alınıp onların yaşadığı şehirle mesleklerinin nasıl bütünleştiği konuşulurdu. İlk radyo yayınımı TRT Kent radyo isimli bu projede yaptım. Daha önceki tüm radyoculuk deneyimlerimde yönetici olduğum için program yapmayı düşünsem de hiç hayata geçirememiştim. Çünkü profesyonel olmayacağını düşünmekteydim. Böylece TRT Kent radyo da yayın yapmaya başladım ve bu yayın yıllarca sürdü. Çok sevdim. Bunu TRT, Radyo 3’te yaptığım Rockoloji programı takip etti. Çok entelektüel bir arkadaşım olan Can Özgün ile rock müzik tarihinin baştan alındığı blues, caz, Rock’n Roll ve rock müziği kronolojik şekilde anlatarak, müziğin sadece müzik olmadığını aslında dönemlerden, akımlardan, siyaset ve hatta modadan bile etkilendiğini anlattık. Rockoloji iki yıl önce bitti. Şimdi yeni bir program var. Bu kez konumuz klasik müzik ile popüler türlerin nasıl birbirini etkilediğini anlatan, müzikte cross over dediğimiz kavram üzerinden yola çıkan Geçit isimli bir program. Geçit yaklaşık iki yıldır sevgili Bahar Aktalay tarafından yapılan bir programdı. Yeni yayın döneminde bende Bahar’a katıldım. Geçit’te Elvis Presley’nin bir parçasının aslında Liszt’in bir melodisinden yola çıkarak nasıl yazıldığını anlatıyoruz. Biz elbette bunu normalde bilmiyoruz ancak müzikle yakından ilgileneneler bunu bilir. En çok cross over klasik ve caz müzik arasında oluyor zaten. Artık  bu programda Bahar Aktalay’la birlikte yapımcı ve sunucuyum..”

“Zihin Bilim ve meditasyon konusunda eğitimler veriyorum”

Tamer Adanalı’nın en ilginç yanı meditasyona olan ilgisi ve tüm bunlar olurken, bu alanda da devam eden çalışmaları.

“Her zaman mistizime ilgim vardı. Her zaman olan dışında başka bir şey de olmak zorunda diye düşünürüm. Yoksa hayat çok sıkıcı, kısıtlayıcı olurdu. Hayat bizim algıladığımızdan ve yaşadığımızdan çok daha büyük ve önümüzde sonsuz alternatifler var. Meditasyon yapmaya yine 90’lı yıllarda başladım. Pek çok eğitim aldım. Bu eğitimler ilgi duyduğum bu konuyu öğrenmemi sağladı. Hem zihin bilim hem de meditasyon konularında, İngiltere ve Almanya’dan gelen hocalardan eğitim aldım. İlk başta kendim için bunları yaptım. Kendimi tedavi etmek ve gördüğüm dışında olduğunu düşündüğüm şeyleri keşfetmek için başladım. Dinginleştim, algım değişti. Eğitim vermeyi çok da düşünmedim. Zaman içinde Ankara’da Yogaşala merkezinde çok öenmli yoga eğitmenlerinden Pınar Enginsu’nun önerisiyle meditasyon dersleri vermeye başladım. Şimdi ismi Yogamma oldu.    Eğitimlerim Ankara’nın en büyük yoga merkezi Yogamma’da devam ediyor.  Ayrıca YogaCat markasını da oluşturarak Kıbrıs’ta da satışı olan yoga ürünler getiriyorum. Amacım sadece meditasyon pratiği yaptırmak değil tabii. Zihnin çalışma sistemiyle de çok ilgiliyim. Şuanda batı dünyasının zihin bilim,nörobilim ve meditasyonu bir araya getirmesiyle ilgiliyim. Artık meditasyonun insan üstündeki etkileri kliniklerde ve laboratuvarlarda test edilebiliyor. Aslında mistizimden öte zihnimizin uçsuz bucaksız yapısıyla ilgiliyim. Zihinlimizdeki geçmişin pişmanlıkları, geleceğin kaygıları ile kendini yoran ve sürekli şuanı kaybeden durumuyla ilgileniyorum. Çağımız insanının böyle bir sorunu var. Aralıksız düşünceler üreten, fakat bu düşüncelerin çoğunun bir gün önceki ile aynidir yani zihinsel gevezeliktir… Bu maymun zihni ancak meditasyon ile tedavi edebiliriz. Farklı tanımlar, uygulamalar var. Zihinsel gevezelik ancak farkındalıkla sona erebilir. Düzenli meditasyonun yarattığı odaklanmış ve farkında zihinle kaygı ve endişelerden kurtulabiliriz. Meditasyon tüm bunları farkına varmamızda etkili olan en az 2500 yıl öncesine dayanan bir yöntem. Buda’nın da yaptığı aslında buydu. İnsan ne yapsa yapsın acı ve ıstıraptan kurtulamıyor. Bunun da sebebi insanın gerek kendisini gerekse yaşadığı hayatı doğru algılayamıyor olması. Düzenli Meditasyon yaparak öz benlik ya da saf bilince ( ne derseniz deyin ) ulaşmamızın yolunu bulup, kendimizi ve yaşadığımız hayatı çok daha anlamlı kılabiliriz.Bugün bize çok gerçekmiş gibi görünen korkularımız, endişelerimiz ve pişmanlıklarımızın ,gerçek benliğimizi keşfetmemiz neticesinde, ne kadar da önemsiz olduğunun farkına varıyorsunuz.  Bu konuda videolarım da bulunuyor.”

Röportaj fotoğrafları: Nedim Enginsoy