“Bağımsız sinemanın klasik örneğiyim” – TALAT GÖKDEMİR

“Bağımsız sinemanın klasik örneğiyim”

Talat Gökdemir İngiltere’de hayatını sürdüren genç bir yönetmen. Şimdiden çok iyi hikâyelerin anlatıldığı, etkileyici kısa filmlere imza attığını rahatlıkla söyleyebilirim. 14 Nisan Perşembe akşamı çekimlerini Kıbrıs’ta yaptığı ve bize, bizim hikayemizi anlatan Haftasonu filmi ile izleyicilerle buluşacak olan Talat bana sorarsanız filmi izleyenlerden de tam not alacak… Onu şimdiden tebrik ediyorum…

Kıbrıslı Türk genç bir yönetmen Talat Gökdemir İngiltere’de yaşıyor. Bunlar ona dair hepimizin bildiği detaylar oysa bundan daha fazlası mutlaka var…

“Zor bir soruyla başladınız. İnsanın zevk alarak yaptığı işinden bahsetmesi kolay ama kendisinden bahsetmesi daha zor, Ama deneyebiliriz! İngiltere’de doğdum ve altı yıl Londra’da yaşadım. Annemle sık sık sinemaya gittiğimizi hatırlıyorum. O zamanlar filmlerden önce ‘Tom & Jerry’ gibi çizgi filmler gösterirlerdi ki o yaşta çok ilginç gelmişti. Ardından babam, annem ve kız kardeşimle Kıbrıs’a taşındık. Büyüdükçe iki farklı kültürü tatmanın değerini öğrendim. Bu birçok konuya yaklaşımlarınızı değiştiriyor. Daha açık görüşlü olmamı sağladığını düşünüyorum. Neslimdeki birçok insan gibi mutlu bir çocukluk, sonrasında kafaların karışık olduğu bir ergenlik dönemi, o sıralarda aktif bir politik mücadele ve sonrasında gelen hayal kırıklığı ve normale dönüş yaşadım. Ardından okul sonrası nasıl para kazanabilirim, nasıl geçimimi sağlayabilirim derdine düştüm. İngiltere’ye geri gelmemin ana sebebi zaten o ekonomik özgürlüğün yanı sıra kendimi yeniden keşfetme imkanını sunabilmesiydi. Sinemayı meslek olarak yapmak, kolay değil ve benim gibi gerçekçi bir insan için zaten ihtimaller arasında bile değildi. Farklı mesleklerde çalışmama rağmen hiçbir zaman sinemayla ilişkimi kesmedim. Birçok proje zaten biriktirdiğim parayla çekildi. Bağımsız sinemanın klasik bir örneğiyim diyebiliriz.”

“Özdeşleşebileceğimiz karakterlerin yer aldığı hikayeler anlatmayı seviyorum”

Talat Gökdemir ismi son gülerde Kıbrıs’ta çekimlerini yaptığı ve baş rollerinde İzel Seylani’nin yer aldığı Haftasonu filmi ile gündemde. Oysa o,  bu filmden önce pek çok kısa filme imza attı. Bunları internet sayesinde izledim ve çok etkilendim.

“İngiltere’de üniversitede birçok kısa film çektim veya başka projelerin ekiplerinde bulundum. 2009’da mezun olup iş hayatına atılınca, bunun beni sinemadan uzak tutmasına izin vermedim. Sürekli bir şeyler yazmaya ve medya içerisinde müzik videosu, reklam veya promosyon filmlerinde çalıştım. Ama 2011’de yazıp yönettiğim ‘Leave’, benim için ilk kısa filmim niteliğinde. 2005’den beri biriktirdiğim tecrübe sayesinde gururla gösterebileceğim bir proje oldu. ‘Leave’den sonra yine birçok arkadaşın kısa filmlerinde farklı görevlerde bulundum, bu şekilde hem kendimi farklı mevkilerde sınamayı, hem de sektör içerisinde aktif kalmayı başarabildim. Uzun zamandır ‘Haftasonu’ filmini çekmeye çalışmakla meşguldüm, biraz zorlu bir süreç oldu. Daha önce iki kez çekmeye çalışmıştık ama farklı sebeplerden dolayı ertelemek zorunda kalmıştık. Bu da ‘Leave’den sonra yönetmenlik anlamında biraz boşluk olmasına sebep oldu.”

Leave ben de izledim ve çok da etkilendim. Yeni film Haftasonu ve genel olarak onun filmlerin izleyince Talat’ın aslında sosyal sorunlara kafa yoran genç bir yönetmen olduğu fikrine kapılıyorum. Kendisi de bunu kabul ediyor.

“Bütçe önemli bir konu öncelikle buna dikkat ediyorum ve fazla çetrefilli hikayelerden uzak duruyorum. Bunun yanında en önemli sebep, kolayca anlayabileceğimiz ve özdeşleşebileceğimiz karakterlerin yer aldığı, hayatın içinden hikayeler anlatmayı seviyor olmam. Daha fazla sosyal içerikli ve bu sorunlara değinen filmler çekmek biraz da bundan geliyor.”

Bu filmler ayrıca pek çok uluslararası festivalden de gösterim ve ödül alan filimler…

“Leave sekiz farklı ülkedeki film festivallerinde gösterilmişti. 2012’deki Kıbrıs Uluslararası Film Festivali’nde En iyi Kısa Film özel ödülünü almıştım. Ayrıca yapımcı olarak 2013’de Landescapes adlı filmim Kosova’daki bir festivalde en iyi Kadın Oyuncu ödülünü almıştı. Yine aynı yıl ‘Mali’ adlı Lübnan yapımı kısa filmin kurgusunda çalışmıştım, Cannes Film Festivali kısa film köşesine seçilmişti. Bunlar gibi güzel ve değerli yapımlarda yer aldığım için şanslıyım. Festivallerin en güzel yanı farklı kültürlerden insanlarla filminizi paylaşabilme fırsatını sunması. Zaten büyük uğraş gerektiren prodüksiyon aşamasından sonra işin meyvesini aldığınız kısım, filmin seyirci ile buluştuğu bu fırsatlar…”

“Haftasonu filminde insanın ait olduğu yeri sorgulamasını izliyoruz”

Haftasonu filmine gelecek olursak bu filmi hem yazan hem de yöneten isim Talat Gökdemir… Biraz filmin konusundan da bahsediyoruz çünkü okuyucularımız bu filmi 14 Nisan’da Lemar Ortaköy Sinema’sında izleme şansı bulacak.

“Filmin başında öğreniyoruz ki, başrolde İzel Seylani’nin canlandırdığı Hasan karakteri, babasının vefatı üzerine yıllardan sonra Kıbrıs’a geri gelen bir genç. Film boyunca, babası ile inat haline gelen küslüğünün yarattığı tahribatı anlatıyoruz. 22 dakikalık bir kısa film ve bu film boyunca Hasan’ın geçmişi ve kendisi ile yüzleşmesini ve bir nevi nereye ait olduğunu sorgulamasını izliyoruz.”

Haftasonu’nunu yazarken tamamen olmasa da, kendinden bir şeyler bularak İngiltere’ye göç edişi ve bunun sonuçlarından etkilenerek yazdığı bir senaryo ile karşılaşıyor gibiyim.

“Bu soruyu bana birçok kişi sordu. Senaryonun önceki halleri bu kadar kişisel değildi ama 2014 yılının sonuna doğru, olumlu tepkiler alan bazı değişiklikler yaptım ve filmin daha kişisel bir hale geldiğini fark ettim. Kişisel derken sadece kendimi kastetmiyorum; insanların ve özellikle de ada insanının kendinden daha fazla bir şeyler bulabileceği öğelerin eklenmesiyle daha kişiselleşmesinden bahsediyorum. Her film, yazarından ve yönetmeninden parçalar taşır ve ‘Haftasonu’da da bu böyle. Adada hem köy yaşantısını, hem de şehir hayatını tatmam özellikle etkili oldu. Ergenlik döneminde aile bireyleri ile yaşanan otorite kavgası, hissettiğiniz baskılar, yanlış karar verme endişeleri. Bu sıkıntıları her genç yaşar ve yaşamaya devam edecek, hayatın normal sürecinin bir parçası bunlardır sonuçta. Bunlara ek olarak hem İngiltere, hem de Kıbrıs’a ait olmam ve bunun getirdiği ‘ben tam olarak kimim ya da nereye aitim’ sorusu… Bazen siz bu soruyu dert etmeseniz bile, o kadar kişi etrafınızda bu soruyu sorar ki, otomatik olarak bunu düşünmeye başlarsınız. Özellikle Kıbrıs’ta çok sevgi veren ve çok korumacı bir aile yapısı var ve bazen bu aşırı sevgi istemeden ters tepkiler verebiliyor. Kanaatimce filmi orijinal kılan, baba ve oğul arasındaki geçimsizliği anlatmamız ve buna rağmen baba figürün hayatta olmayışıdır. “Eğer hayatınız boyunca tartıştığınız ve kaçmayı seçtiğiniz birey, birden ortadan yok olursa, size ne olacak? Kavganız ve uğraşınız ne içindi?” Seyirciye bunu sordurtmak istiyoruz.”

Film bir anlamda başrol oyuncusu Hasan’nın eleştirisi ile başlıyor. Askerlik konusu, ülkede her şeyin aynı oluşu, ailelerin çocuklarına evlerini bile inşaa ederek üzerlerinde bir tahakküm kuruşu… Hatta filmde müzik bile eleştirel.

“Tabii ki bazı noktalar eleştiri ama inanın, politik bir mesaj vermek veya belli bir politik görüşü savunmaktan ziyade, amacım herkesin tanıyacağı ve duyunca hemen anlayacağı öğeler kullanmaktı. Dediğiniz gibi, askerlik konusu ya da çocuğunuza ev yapmak… Bunlar hayatımızın gerçekleri ve bunları normal diyalog eşliğinde duymak, size filmdeki karakterleri daha gerçek kılmasını sağlar. Müzik konusunda yine benzer bir şey var. Aşırı olarak değinmesek de, film herkesin kafasının karışık olduğu, toplumun neredeyse bölündüğü Annan Planı döneminde geçiyor. Ana karakterlerimiz sorunlarla ve konuşulmayan küslüklerle boğuşmakta, arka planda ise adanın genelinde benzer sıkıntılar yaşamakta.”

Talat biraz da filmdeki yönetmenlik deneyimlerinizi bizimle paylaşıyor.

“Filmi, 2015’in Temmuz ayında, küçük bir ekip ve oyuncu kadro ile sekiz günde çekildi. Çekim mekanları için Geçitkale ağırlıklı olmak üzere, Akova ve Gönendere köylerini kullandık. Ayrıca filmin açılış sahnesi için de Ercan Havaalanı’nda çekimlerde bulunduk. Temmuz’dan Şubat’a kadar ise çektiğimiz görüntülerin ve seslerin kurgusu yaptık. Çekim tekniği olarak yalın bir dille filmi anlatmak istedim. Aşırıya kaçmadan, kamera hareketlerinin az seviyede olduğu bir tarz hayal etmiştim ve sanırım Avrupa sinemasından veya sevdiğim bağımsız filmlerin doğallığına yaklaşabildik. Ekranın kararması, senaryonun üç bölümden oluşmasından gelmekte. Filmin bir hafta sonunu anlatmasından dolayı Cumartesi, Pazar ve Pazartesi olarak bölmek her zaman aklımda vardı. Her sabah, bir önceki günün takvim yaprağını nasıl yırtıyorsak, filmde de zamanın geçtiğini ve hızlı bir şekilde aktığını göstermek için bu yolu kullanmak istedim. Hasan karakterinin üzerindeki baskıyı da bu şekilde biraz gösterdiğimizi inanıyorum.”

 

 

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir